“Şirket kâr ediyor ama kasada para yok” cümlesini meslek hayatımızda çok sık duyuyoruz. İlk bakışta çelişkili görünse de bunun muhasebe açısından son derece açık bir nedeni vardır: kâr ile nakit aynı kavram değildir.
Kârın nerede kaldığını bilançoda aramak gerekir;
Gelir tablosu dönemin gelir ve giderlerini, bilanço ise bu faaliyetin sonucunda oluşan varlık ve kaynak yapısını gösterir. Satış yapılmış fakat tahsil edilmemişse kâr ticari alacaklarda; mal alınmış ve satılmayı bekliyorsa stoklarda; makine veya yazılım yatırımı yapılmışsa duran varlıklarda olabilir.
Vade dengesi bozulduğunda büyüme nakit açığı yaratabilir;
Satışların yüzde 30 artması tek başına olumlu gösterge değildir. Müşterilere verilen vade 60 günden 120 güne çıkarken tedarikçi vadeleri kısalıyorsa şirket büyüdükçe daha fazla işletme sermayesine ihtiyaç duyar. Ciro artar, kâr oluşur fakat banka borcu da büyür.
Finansman gideri kârı sessizce tüketebilir;
Nakit açığı sürekli banka kredileriyle finanse edildiğinde faaliyet kârının önemli bir bölümü faiz ve diğer finansman maliyetlerine gidebilir. Bu nedenle faaliyet kârı, finansman giderleri ve borç vadeleri birlikte izlenmelidir.
Yönetim için hangi raporlar gerekli?;
Aylık bilanço ve gelir tablosunun yanında kısa vadeli nakit akış projeksiyonu, müşteri ve tedarikçi vade raporları, banka kredi geri ödeme planı ve stok devir raporları kullanılmalıdır. Özellikle hızlı büyüyen işletmelerde 12-13 haftalık nakit akış tablosu yönetimin önünü görmesini ciddi ölçüde kolaylaştırır.
Kârlı fakat sürekli borçlanan işletmelerde sorun çoğu zaman gelir tablosunda değil, işletme sermayesi döngüsündedir.